Havza Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre bölgedeki çatışma, Siyonist rejime karşı daha karmaşık bir aşamaya girdi. İşgalci rejimin, Lübnan'a yönelik saldırısının başından beri dayatmak için tasarladığı planlarında -gerek kara ilerlemeleri, gerek geniş çaplı yıkım politikası, gerekse sınırlar boyunca tampon bölgeler oluşturma çabası olsun- yenilgisi her geçen gün daha da belirginleşiyor.
İsrail'in gerilimi tırmandırmasına karşılık, geçtiğimiz günlerde direniş güçleri tarafından yeni denklemler dayatıldı. Bu denklemlerin temelini, işgalcilerin herhangi bir cephede yalnız hareket etmesini veya savaş meydanlarından herhangi birini tek başına baskı altına almasını engellemek oluşturuyor. Bu durum, çatışma kurallarını yeniden tanımladı. Öyle ki, İsrail tarafından gerçekleştirilen herhangi bir tırmandırma, daha geniş çaplı yanıtlarla karşılaşıyor. Bu konu, İsrail'in askeri ve siyasi kurumlarında artan bir endişe dalgası yarattı.
Bu gelişmeler, savaşın geleceği ve ateşkes yolları hakkındaki aceleci siyasi ve diplomatik hamlelerle eş zamanlı gerçekleşiyor. Yeni anlaşmaları dayatma çabaları sürerken, direniş; hiçbir siyasi düzenlemenin sahadaki gerçeklikten ve devam eden askeri operasyonlar ile kararlılık gölgesinde şekillenen güç dengelerinden bağımsız olamayacağını vurgulamaya devam ediyor.
Bu bağlamda, askeri ve stratejik meseleler uzmanı Tuğgeneral Ali Ebu Raad, Lübnan ve Filistin sınırlarına sızma operasyonlarının, tek başına İsrail'in güvenlik ve askeri sistemi için büyük bir darbe oluşturduğunu vurguladı. Çünkü bu operasyonlar işgalcilerin, sınır hattı boyunca tahkimatlar, ileri teknolojiler ve geniş çaplı yıkımlarla tam kontrol sağladıklarını iddia ettikleri bölgeyi korumadaki yetersizliklerini gözler önüne serdi.
Ebu Raad, "El-Mesire" kanalına yaptığı açıklamada işgalcilerin 27 Kasım 2024 anlaşmasından önce, kuzeydeki yerleşim birimlerini korumak amacıyla Lübnan toprakları içerisinde gelişmiş bir savunma bölgesi oluşturmaya çalıştıklarını, hatta Lübnan topraklarında altı askeri noktayı koruyup buralarda sağlam merkezler kurduklarını açıkladı. Ancak tüm bu önlemler, tek bir mücahidin bile Filistin topraklarına sızmasını ve İsrail güçleriyle çatışmasını engellemeye yetmedi; üstelik İsrail'in gözetleme ve istihbarat sistemleri onun varlığını fark edemedi.
Ebu Raad, bu operasyonun ardından İsrail'de yaşanan karmaşa durumunun, rejimin medya ve askeri kurumlarının anlatımlarındaki çelişkilerde ve operasyonu gerçekleştirenin bir kişi mi yoksa bir grup mu olduğunu tespit edemediklerinde ortaya çıktığına dikkat çekti. Bu durum, İsrail'i bölgede geniş çaplı temizlik operasyonları gerçekleştirmek için "Shayetet 13" özel birliğini çağırmaya mecbur bıraktı.
Bu durumun ilk olmadığını belirten Ebu Raad, daha önce bir direniş mücahidinin İsrail'in tam kontrolü altındaki "El-Kuzah" yerleşim birimine ulaşabildiği, bir İsrailli subayı öldürdüğünü ve ardından geri çekildiğini hatırlattı. Ebu Raad, bunu işgal güçlerinin güvenlik ve askeri kırılganlığının bir göstergesi olarak değerlendiriyor.
Ebu Raad, İsrail'in son dönemdeki gerilimi tırmandırmasına ilişkin olarak, işgalcilerin bir yandan kara ilerleyişini sürdürürken diğer yandan Güney Lübnan'daki yıkım seviyesini ve maliyeti artırmaya çalıştıklarına inanıyor. İşgalciler, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran İslam Cumhuriyeti ile bir anlaşmaya varmaya yakın olduğuna inanıyor ve bu nedenle olası bir ateşkes öncesinde mümkün olan en büyük kazanımı elde etmeye çalışıyorlar.
Ebu Raad İran'ın her türlü ateşkesin Güney Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cepheleri kapsamasının gerekliliğini defalarca vurguladığını hatırlattı.

yorumunuz